Doğanın Kalbinde | Doğanın İçinde | %100 Organik
+90 (850) 432 22 86

FAYDALI BİLGİLER

İyi bir gelecek için, öncelikle sağlıklı ve doğru beslenmek gereklidir. Organik ürünler sağlıklı, kalıntı-katkı içermeyen, sertifikalı, güvenilir ve GDO kullanılamadığından tercih edilmelidir. Lezzetli olmalarının yanı sıra ; doğal hayat, hayvan ve çevre dostu olmaları da bu ürünleri ayrıcalıklı kılmaktadır.
Organik üretimde hasat, işleme, tasnif, ambalajlama, etiketleme, muhafaza, depolama, taşıma ile ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar olan tüm işlemler; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş Kontrol ve sertifikasyon Kuruluşu tarafından kayıt altına alınarak izlenmekte ve denetlenmektedir. Tüketici aldığı ürüne ait sertifika ile ürünün kim tarafından, nerede, nasıl, üretildiğini sorgulayabilir. Laboratuvar analizleri ile ürünün sağlıklı olduğu belgelenmektedir.

Ülkemizde organik tarım faaliyetleri, 5262 Sayılı Organik Tarım Kanunu ve 27676 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik kapsamında Bakanlığımızca organik tarımda yetki verilen Kontrol ve Sertifikasyon kuruluşlarıyla yapılan sözleşmeye dayalı olarak yürütülmektedir. Organik üretim yapacak çiftçinin organik tarım yapacağı arazisi; geleneksel üretim yapılan bölgelerden, işlek anayollardan, ağır sanayi tesislerinden, maden işletmelerinden, kentsel atıkların toplu olarak bırakıldığı alanlardan, kirletici atıklar içeren akarsular ve yeraltı sularından etkilenmeyecek bir mesafede olması gerekmektedir. Organik tarım, üretiminin her aşamasının kontrol edildiği ve nihai ürünün sertifikalandırıldığı bir üretim şekli olduğundan kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının denetiminde ve sözleşme dahilinde uygulanmaktadır. Bu nedenle organik tarıma başlamak isteyen çiftçi yukarıda belirtilen çevre şartları uygun ise, aşağıdaki bilgi ve belgeleri tamamlayarak Bakanlıkça organik tarım konusunda yetki verilen kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarına başvurur.

Organik ürün logosuna dikkat edilmelidir. Etiket üzerinde yazan bilgilere logosunu gördükten sonra güvenmek gerekir.
5262 sayılı Organik Tarım Kanunu’nun 8.maaddesinde bu konuya yer verilmiştir..
“Organik ürün ve girdilerin etiket ve logoları yalnızca organik ürünler ve girdiler için kullanılır. Organik ürünlerin ve girdilerin etiketi ve logosu, reklam ve tanıtımı; sahte, yanıltıcı veya ürünün yapısına, özelliklerine, içeriğine, kalitesine, orijinine ve üretim tekniklerine göre hatalı bir izlenim yaratacak, ürünün sahip olmadığı etki ve özelliklere atıfta bulunacak biçimde olamaz ve tüketiciyi yanıltacak yazı, resim, şekil ve benzerlerini içeremez.”
Aynı Kanunun cezalar bölümünde de bu maddeye aykırı hareket edenlere verilecek ceza yer almaktadır.
• Sertifikası Olmadan Organik Ürün Satılabilir mi? 
Satılamayacağı 5262 saylı Organik Tarım Kanunu’nun 5.maddesinin ikinci fıkrasında açıkça belirtilmiştir.
“Kontrol ve sertifikasyon kuruluşu veya sertifikasyon kuruluşu tarafından sertifikalandırılmamış ürünler, organik ürün veya organik girdi adı altında satılamaz.”

Bir kabın içine aldığınız hayvan gübresinden bir miktar koyun. Hafifçe nemlendirin. 8-10 gün sonra gübreden ot çıkıyorsa bu gübre iyi olgunlaşmamıştır. Hayvan gübresini aldığınız zaman gübre sıcak ise gübre iyi olgunlaşmamıştır. İyi olgunlaşmamış hayvan gübreleri toprağınıza sadece yabancı ot bulaştırmakla kalmayıp toprağınıza bazı hastalık ve zararlılar da bulaştırır.

Toprağa uygulanan gübrelerdeki bitki besin elementleri hatalı sulama ve aşırı yağışlarla topraktan yıkanarak bitki kök bölgesinden uzaklaşmadığı ve topraktaki diğer besin elementleri ile kimyasal bileşik meydana getirmediği sürece elverişli halde kalırlar. Bazı durumlarda bitki besin elementleri toprak kolloidleri (kil, humus gibi) tarafından tutularak geçici olarak alınamaz duruma geçebilirler.

Hayvan gübrelerinin yapısında bulunan besin maddesi miktarları kimyasal gübrelere oranla çok azdır. Aşağıda verilen çizelgeden de görülebileceği gibi 1 ton iyi yanmış ve çok kuru sığır gübresinin azot miktarı 10 kg kadar % 33 N Amonyum Nitrat gübresinin azot miktarına eşittir. Ancak, hayvan gübrelerinin yapısında sadece azot bulunmayıp, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve mikro besin elementlerinden demir, bakır, çinko, mangan ve bor’ da bulunmaktadır. Diğer bir ifade ile hayvan gübreleri çok besinli kompoze gübreler gibidir, ancak besin maddesi miktarı ise kimyasal gübrelere oranla çok azdır.

Cinsi100 kg kuru ağırlıkta
% N% P2O5% K2O% Ca% Mg
Sığır0.4 – 0.60.3 – 0.40.6 – 0.70.4 – 0.50.1 – 0.2
Koyun – Keçi0.6 – 0.90.4 – 0.60.7 – 1.00.5 – 0.60.2 – 0.3
Tavuk2.0 – 3.01.5 – 2.52.0 – 3.00.5 – 1.50.2 – 0.3



Hayvan gübrelerinin esas kullanım amacı bitkilerin besin elementi ihtiyacını karşılamak için olmayıp toprağın fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik özelliklerini düzeltmek içindir. Hayvan gübreleri toprakların su tutma ve havalanma özelliğini dengeye getirir. Ayrıca toprakların besin maddesi tutma kapasitesini yükseltir.

Sonuç olarak, yukarıda verilen açıklamalardan da anlaşılabileceği gibi tek başına hayvan gübresi kullanılması yüksek ürün elde etmeye yetmez, yanında mutlaka toprak analizine dayalı olarak kimyasal gübre kullanmak gerekir.

En doğrusu toprak analizine göre gübre kullanmaktır. Ancak uzman bir kişi bitkinin gelişmesine, bitkinin yapraklarının rengine ve iriliğine bakarak hangi besin elementinin az olduğunu anlayabilir. Örneğin tek yıllık bitkilerde zayıf (cılız) bir gelişme, yapraklar normale oranla daha küçük ve daha ince yapılı olması ve özellikle eski alt yapraklarda sararma, bitkinin azotlu gübreye ihtiyaç duyduğunu gösterir. Çok yıllık meyve ağaçlarında ise sürgünün dip kısmında sararmış yapraklar görülüyorsa azot eksikliği var demektir. Aynı yapraklarda, özellikle yaprakların alt yüzleri mavimsi-yeşil, mavimsi-mor renkteyse, bu fosfor eksikliğine işaret eder. İster tek yıllık, ister çok yıllık bitki olsun, yaprak ucundan başlayıp yaprak kıyılarında önce açık yeşil, sonra yeşilimsi-sarı renge çalan bir sararma yaprak kıyısından yaprağın orta damarına doğru ilerliyorsa, bu potasyum noksanlığına işaret eder.

Toprak içine karıştırılmadan uygulanan azotlu gübrelerden özellikle Amonyum Sülfat ve Üre gübresinden amonyak gazı halinde azot kaybı olur. Bunun yanında toprak şartlarına bağlı olarak topraktaki bakteriler tarafından (denitrifikasyon bakterileri) enzimatik reaksiyon sonucu azot gazları (N2O – NO – N2) atmosfere geçerek azot kaybı meydana gelebilir.

Bitki besin maddesi ihtiva eden gübreler, bitkinin ürün miktarı ve kalitesi üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğu gibi, aynı zamanda hastalık ve zararlıların bitkiye bulaşma riskini de azaltarak önemli bir görev üstlenirler. Bunun yanı sıra gübreleme, hava sıcaklığı ve kuraklık ile toprak ve sudaki tuz oranı gibi çeşitli çevre faktörleri arasında da yakın bir ilişki bulunmaktadır.

Bitkinin çevresel faktörlere ve zararlılara karşı hassasiyet ve direncini büyük oranda genetik yapısı belirlemektedir. Bu durum bitkinin anatomik yapısı ile bitki bünyesindeki fizyolojik ve biyokimyasal metabolizma gelişimiyle alakalıdır. Bitkiler, dış faktörlere anatomik yapılarını değiştirmek suretiyle tepki verirler. Yapraklarda kalın ve dayanıklı epidermis hücrelerinin oluşumu ve dokularda yüksek oranda ligninleşme gibi fiziksel değişimlerin yanı sıra bitkiler, bünyelerinde meydana gelen biyokimyasal tepkimeler sonucu fitoaleksin gibi toksin niteliğinde bazı bileşikler salgılamak suretiyle, hastalık ve zararlılara karşı da direnç gösterirler. Bu savunma mekanizmalarının etkin bir biçimde devreye girmesinde bitkinin iyi beslenmesi, dolayısıyla doğru ve dengeli gübre kullanımı çok önemli bir rol oynamaktadır.

Bilim insanları ve araştırmacılar laboratuvar ortamında dış faktörlere karşı direnci artırılmış yeni ve dayanıklı çeşitler meydana getirseler bile, doğru ve dengeli gübre kullanımıyla daha az fakat daha etkin zirai ilaç kullanılması mümkündür.

Yüksek veya düşük sıcaklıklara ve kuraklığa karşı bitkilerin dayanıklılıkları türden türe farklılıklar göstermektedir. Bitki beslenmesi ile özellikle bitkinin su tüketimi ve soğuğa dayanıklılığı arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bitki bünyesinde, bilhassa yapraklarda kuru madde miktarının artması, bitkilerin soğuktan daha az zarar görmesini sağlamaktadır. Bunun yanı sıra doğru ve dengeli gübre kullanımı, bitkinin solunum ve terleme fonksiyonlarını düzenleyip su kaybını minimuma indirmekte ve bitkinin kuraklıktan daha az zarar görmesini sağlamaktadır.

Toprak Düzenleyici ne demektir? Toprağın bitki yetiştirmeye uygun olmayan bazı fiziksel ve kimyasal niteliklerini düzeltmeye yarayan materyallere toprak düzenleyicisi adı verilir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 04.06.2010 tarih ve 27601 sayılı yönetmeliğinde Toprak düzenleyicilerinin gübre olmadığı açık bir şekilde belirtilmiştir. Bu yönetmelikte toprak düzenleyiciler üç ana grup altında toplanmış ve nitelikleri belirtilmiştir:

– Mineral toprak düzenleyiciler
– Organik toprak düzenleyiciler
– Organik + Mineral toprak düzenleyiciler

Bu yazımızda sadece “Mineral Toprak Düzenleyiciler” konusunda bazı bilgiler verilecektir.

Tarım topraklarının bir kısmı çeşitli nedenlerle, hatalı tarımsal uygulamalarla verimlilik niteliklerini azaltmış veya kaybetmiş durumdadır. Bu gibi tarımsal alanlara toprak düzenleyiciler uygulamak sureti ile toprakları ıslah etmek ve verimli hale getirmek mümkündür. Ancak toprağı ıslah etmekte kullanılan bu materyaller hiçbir zaman kimyasal (mineral) gübre niteliğinde değildir ve gübre olarak pazarlanamaz.

Toprak ıslahını gerektiren nedenler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

– Toprak tuzluluğu
– Toprak alkaliliği
– Toprak asitliği
– Toprağın Su tutma-Havalanma niteliği
– Toprak erozyonu
– Toprağın besin maddesi elverişliliği ve besin maddesi tutma kapasitesine etkileri

Yukarıda belirtilen bozulmuş toprak özelliklerinin düzeltilmesinde genellikle mineral kökenli toprak düzenleyiciler kullanılmaktadır. Toprak tuzluluğunun ıslahında JİPS (Alçı) CaSO4.2H2O kullanılmaktadır. Bu kimyasal madde bünyesinde bitki besini olarak Kalsiyum (Ca) ve Kükürt (SO4) ihtiva ediyor diye hiçbir zaman gübre yerine geçmez. Toprak tuzluluğunu azaltmak isteyen üreticiler, yetiştireceği bitkinin kök derinliğine ve tuzları yıkayacağı sulama suyu kalitesine ve toprak özelliklerine göre bir dekara kullanması gereken Jips miktarı için bu konunun uzmanına danışması gerekir. Toprakta tuzluluk meydana getiren ve kil minerali tarafından tutulan Sodyum (Na) elementi, toprağa uygulanan Jips’ in kalsiyum’ u ile yer değiştirerek sodyum toprak suyuna geçer ve Sodyum Sülfat (Na2SO4.10H2O) meydana gelir. Sulama suyu ile sodyum sülfat uzaklaştırılır ve bu şekilde toprak tuzluluğu azaltılmış olur.

Toprak alkaliliğini (yüksek pH) azaltmak için genellikle kükürt ve kükürt ihtiva eden materyaller kullanılmaktadır. Bu materyallerin başında elementel kükürt gelmektedir. Element kükürde ilave olarak bünyesinde kükürt ihtiva eden bazı bileşiklerde toprak pH değerini azaltmada kullanılabilmektedir. Ancak, etkinliği hiçbir zaman element kükürt kadar değildir. Toprağa karıştırılan element kükürt, topraktaki kükürt bakterilerinin enzimatik reaksiyonu sonucu Sülfirik asit (H2SO4) meydana getirir. Toprak suyunda eriyen sülfirik asit hidrojen (H) ve sülfat iyonlarına ayrılır. Bitkiler hidrojen iyonlarını kökleri ile alamadıkları için topraktaki hidrojen iyon miktarı artar ve bu şekilde toprak pH değeri azaltılmış olur. Bir toprakta hem tuzluluk hem de alkalilik varsa önce tuzluluk azaltılmalıdır.

Toprak asitliğini (düşük pH) yükseltmek için bünyesinde Kalsiyum bulunan kireç ve kireç kökenli materyaller kullanılır. Bunların başında kireç (CaCO3), yanmış kireç (CaO), sönmüş kireç [Ca(OH)2] ve Dolomit (CaCO3 + MgCO3 (Tarım Kireci) gelmektedir. Bir dekara verilmesi gereken miktarlar, pH yükseltmesi yapılacak toprak tabakası kalınlığı, toprağın pH değeri ve bazı toprak özellikleri dikkate alınarak ve bu konuda bir uzmana danışarak uygulanmalıdır. Toprağın pH değerinin kuvvetli asit (düşük pH) olması, özellikle fosforun ve diğer besin elementlerinin alınmasını ve yarayışlı formda toprakta bulunmasını engeller. Çok düşük pH değerlikli topraklarda demir ve mangan elementleri miktarları çok artarak toksik düzeye çıkabilir. Bunun için kireçleme yapmak gerekir.

Toprağın su tutma, havalanma kapasitesini düzeltmek ve besin maddesi tutma kapasitesini arttırmak amacı ile vermikulit, zeolit, pomza, perlit, diatomit ve volkan tüfü gibi materyaller kullanılmaktadır. Bu materyallerin ne oranda kullanılması gerektiği toprak analizleri sonucunda belirlenir. Toprağın bazı fiziksel özelliklerini düzeltmek amacıyla toprağa ilave edilen bu materyaller aynı zamanda toprak erozyonunun azalmasına da neden olmaktadır. Bu materyallerin dekara belirli oranlarda karıştırılması ile fiziksel yapısı bozuk olan topraklarda bitki köklerinin daha iyi gelişmesini ve bitkilerin topraktan daha kolay bir şekilde su ve besinleri almasını sağlar.

Buraya kadar özet olarak açıklanmaya çalışılan toprak düzenleyiciler, bünyelerinde besin maddeleri içeriyor diye veya pazarlamadaki güçlükleri aşmak için içlerine kimyasal gübre karıştırılarak ilave edilmesi ile bu materyaller gübre olmaz. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı da bu materyalleri “Toprak Düzenleyici” olarak kabul etmekte, üretim ve pazarlama iznini toprak düzenleyici olarak vermektedir. Toprak düzenleyiciler daha önce belirtildiği gibi hiçbir zaman gübre yerine geçmez.